2021 yılında Sakarya’nın tanıtımına katkı sağlayacağı iddiasıyla Gar Meydanı’na dikilen “Gabak Evi”, dört yıl boyunca şehrin göbeğinde durduktan sonra geçtiğimiz haftalarda, çok yerinde bir kararla sessiz sedasız kaldırıldı. Gerekçe, bölgede yapılan metrobüs yolu çalışmalarıydı.
Ne ilginçtir ki, varlığı yıllarca alay konusu olan bu yapı, yokluğuyla da aynı derecede sessizlik yarattı. Şehrin iki büyük meydanından birinin ortasında, kaba tasarımıyla “tanıtım”dan çok “tuhaflık” sembolüne dönüşen Gabak Evi’nin kaldırılmasını kimse fark etmedi ya da fark etmiş gibi yapmadı.
Bir “Kültürel Tanıtım” yanılgısı
Dönemin büyükşehir belediye başkanı Ekrem Yüce, yapıyı tanıtırken şu sözleri kullanmıştı:
“Nasıl Malatya kayısı ile, Isparta gül ile, Rize çayı ile özdeşleşmişse Sakarya da kabağı ile özdeşleşmiştir.”

Doğrudur, Sakarya kabağı ile bilinen bir şehir. Ancak bunu şehrin merkezine estetikten uzak, işlevsiz bir yapıyı dayatarak anlatmaya çalışmak, kentin marka değerine katkı değil, zarar verdi.
Sessizliğin anlamı
Daha da dikkat çekici olan, Gabak Evi kaldırıldığında kimsenin “Neden kaldırıldı?” diye sormaması.
Şehirde yaşayan binlerce insan, adeta ağızbirliği etmişçesine, bu gelişmeyi duyduklarında şaşırdı ve ardından aynı soruyu yöneltti: “Ne zaman kaldırılmış?”

Çünkü kimse kaldırıldığını fark etmemişti bile…
Ne yapıyı övenler çıkıp “Geri istiyoruz” dedi, ne de şehre katkı sağladığını iddia edenler savunmaya devam etti. Sanki kolektif bir hafıza silinmesi yaşandı. Bu sessizlik, aslında toplumun bu yapıyı baştan beri benimsemediğinin açık göstergesi.
Kent yönetiminde vizyon meselesi
Osmanlı’dan, hatta Bizans’tan kalma birçok yapı hâlâ dimdik ayakta duruyor. Çünkü onlar, estetik, işlevsellik ve şehircilik vizyonu ile inşa edilmişti.
Oysa günübirlik siyasi ve ekonomik hesaplarla ortaya çıkan “ucube yapılar”, birkaç yıl bile ayakta kalamıyor. Ne şehrin belleğinde kalıcı bir iz bırakıyor, ne de gelecek nesillere aktarılabiliyor.
Çark Caddesi’nin ortasında, Şerefiye Camii’nin önündeki Kırmızı Saat’i düşünün. O saat bile şehirdeki pek çok kişi tarafından çok daha fazla benimsendi, yokluğu hissedildi, geri getirilmesi talep edildi.

Belediye başkanları demokrasi gereği 4-5 yıllığına seçiliyor olabilir. Ama görev süreleri, şehre kattıkları eserlerin ömrüyle ölçülüyor. Bugün hâlâ Konya’da Alaeddin Tepesi’ni, Edirne’de Selimiye Camii’ni, Bursa’da Yeşil Türbe’yi konuşuyoruz. Çünkü kalıcı ve değerli eserler, yöneticilerin gerçek mirasıdır.
Hafızalarda kalan tek şey

Gabak Evi şimdiden unutuldu, yokluğu fark edilmedi. Ya da belki unutulmak, hiç yaşanmamış olması istendi. Ancak unutulmayan bir gerçek var:
O dönemde bu yapıya karşı tek kelime edemeyenler, hatta siyasi-ekonomik çıkarlar uğruna öve öve bitiremeyen ‘gazeteci’ler… Tek bir eleştiri cümlesi yayınlayamayan yerel ‘gazete’ler…
Gabak Evi tarihe karıştı, ama onu savunanlar şehir hafızasında kalmaya devam edecek.
