Bakkal olmayan köyde, taş ocağı da olmamalı

avdullar-tas-ocagi

Sait Faik Abasıyanık, 1 Temmuz 1935’te Varlık Dergisi’nin 48. sayısında yayımlanan “Orman ve Ev” öyküsüne şöyle başlar:

“Haleplizadelerin ormanı, ‘Dokurcun Suyu’nun buz gibi sularından aldığı kuvvetle büyüyen levent kavaklardan başlar; sırasıyla meşe, ayva, köknar ve çamlarla biterdi. Tam 1400 metreye çıkan bir dağın tepesindeki kırmızı derili kayalara varıncaya kadar bu orman bir denizdi. (…) Haleplizadelerin ormanı hakikaten bir denizdi…”

Sait Faik’in bahsettiği bu “orman denizi”nin neresi olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Ama biliyoruz ki, onun anlattığı gibi gürül gürül akan Dokurcun Suyu’ndan beslenerek büyüyen ağaçlardan oluşan ormanların bir benzeri, bugün Sakarya–Bolu sınırında, Akyazı ilçesinin Dokurcun beldesine bağlı Avdullar Köyü’nde yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya.

KÖYÜN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Avdullar Köyü sakinleri, günlerdir ormanlarını ve yaşam alanlarını korumak için seslerini duyurmaya çalışıyor. Çünkü Işık Kardeşler Madencilik, Hafriyat ve Nakliyat A.Ş., köyün hemen tepesinde bir kalker ocağı açmak istiyor.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci başlatılan proje, yılda 72 kez dinamit patlatılması öngörüyor. Bu, köyün ormanını, suyunu, tarlasını, hayvanlarını ve insanlarını doğrudan tehdit ediyor.

İKİ ŞEHRİN ARASINDA, İKİSİNDEN DE YALNIZ

Resmiyette Bolu’nun Mudurnu ilçesine bağlı görünüyor Avdullar. Ama köylüler kendini her zaman Sakaryalı bilmiş. Geçmişte pek çok kez Sakarya’ya bağlanmış ama sınır değiştikçe Bolu’da kalmış. Çocukların ellerinde Sakaryaspor bayrakları, büyüklerin dilinde “Biz Sakaryalıyız” sözleri vardır. Nereden bildiğimi sorarsanız, bu köyden olup Adapazarı’nda doğup büyüyen biri olduğum içindir. Ahmet Kutsi Tecer’in en çok bilinen şiirinde dediği gibi “Orada bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür.”

BAKKALI OLMAYAN KÖY

Bugün nüfusu 100’ün altına düşmüş küçük bir köy burası. Geçimini tarım, fındık, kümes hayvancılığı ve büyükbaşla sağlayan bir avuç insan yaşar. Köyün bir camisi, bir kıraathanesi var. Ama bakkalı bile yok. Alışveriş için Dokurcun’a ya da Akyazı’ya gitmek gerekir.

Belki küçüktür, belki nüfusu azdır ama mezarlığında iki şehit yatar Avdullar’ın. İşte şimdi, o şehitlerin mezarlarının yanı başına taş ocağı yapılmak isteniyor.

ORMAN DENİZİ YOK EDİLİRSE

Taş ocağı yalnızca Avdullar’ı değil, çevredeki Dokurcun, Dereköy, Çengeller ve diğer köyleri de etkileyecek. Patlamaların gürültüsü, çıkan toz ve kirlilik tüm vadiye yayılacak. Rüzgâr gündüz doğuya, gece batıya estiği için bu zehirli toz, bölgedeki bütün köylerin çocuklarını soluk borusundan yakalayacak.

Orman yangınlarının ardından kaybettiğimiz ormanları nasıl geri getireceğimizi tartışırken, elimizdeki orman denizlerinden birini taş ocaklarına mı feda edeceğiz?

YALNIZ BIRAKILMAMALILAR

Avdullar’ın çığlığı ne Bolu Belediyesi’ne ne de Mudurnu’ya ulaşacak. Tanju Özcan’ın zaten umurlarında olmayacaklar. Çünkü bu köy, iki şehir arasında sıkışıp kalmanın dezavantajını yaşıyor. Oysa Sakarya halkı ve etkili isimler, sınırın hemen ötesinde olan bu köyün sesini duymalı.

Nasıl ki Dokurcun Suyu’nun kirletilmesine Sakaryalılar engel olduysa, bu doğa katliamına da “dur” demeli.

Çünkü bakkalı olmayan bir köyün, taş ocağı hiç olmamalı.

“Haleplizadelerin ormanı bir denizdir. Bir Marmara denizinden daha zengin, daha kesif fakat daha keşfedilmemiştir. İşte bu kadar…” Sait Faik