Sakaryaspor, geçmişte Türk futboluna kazandırdığı yıldız oyuncular ve coşkulu taraftarıyla her zaman özel bir kulüp oldu. Ancak son yıllarda yaşanan başarısızlıklar, sadece saha sonuçlarıyla sınırlı kalmadı; kulübün bütün yapısını olumsuz etkiledi.
Yeşil-siyahlılar, 1. Lig’de üst üste kaybedilen puanlarla daha ligin ilk haftalarında hedeflerinden uzaklaşırken, tribünlerde de büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Son olarak Boluspor karşısında ligin ilk seyircili ilk saha maçında alınan 4-1’lik skor bu hayal kırıklığını perçinledi.
Geçen sezonun sonunda göreve getirilen İrfan Buz ile yollar, bu sezonki 4. maç olan Boluspor maçının ardından ayrıldı.
Sakaryaspor taraftarları, bir zamanlar takım üçüncü ligde kümede kalma mücadelesi ederken bile tribünleri tıklım tıklım doldururken, artık stada eskisi kadar gitmiyor.
Bunun birçok sebebi var. Ama en önemlisi, kuşkusuz, sahada oynanan futbol heyecan vermiyor oluşu. Yönetimsel istikrarsızlık da taraftarın kulübe olan güvenini zedeliyor.
Tedavi için teşhisin doğru konulması şart. Üzülerek söylüyoruz ki bugün gelinen noktada Sakaryaspor’un sadece sahada değil, tribünde de kaybetmeye başladığı ortada.
Futbolun en temel gerçeği, taraftarın oyundan keyif almasıdır. Ancak Sakaryaspor bu keyfi Sakaryalılara vermiyor.
Türkiye’de pek çok takımın sahip olmadığı kadar güzel bir stadyuma sahibiz, fakat spora ve futbola olan ilgisi su götürmez bir gerçek olan Sakarya’da kimse maçları izlemeye gitmiyor.
Eskiden maç günleri Sakarya bayram yeri olurken, şehir bir bütün olarak oynanacak maça kitlenirken şimdi ise Sakaryaspor’un maçtan pek çok kişinin haberi bile olmuyor.
Tribüne gelen taraftar sayısı, ligin ilk seyircili iç saha maçı olan Boluspor maçında bile 2-3 bin kişinin üzerine çıkamıyor.
Profesyonel yönetim ihtiyacı
Sorunun temelinde Sakaryaspor’un profesyonel şekilde yönetilememesi yatıyor. Dernek yapısındaki kulüpler, dönemsel yöneticilerin kişisel çabalarına bağımlı kalıyor. Hele ki bu kulüpler birer şehir takımı ise, belediyelere adeta göbekten bağlı oluyor.
Bu da hem mali anlamda büyük bir dengesizlik yaratıyor hem de sportif açıdan sürdürülebilir bir planın oluşmasını engelliyor.
Çözüm kardeş Göztepe’nin yürüdüğü yoldan gitmek
Tam da bu noktada çözüm, Sakaryaspor’un şirketleşerek sahiplik modeline geçmesi. Yani Göztepe modeli. Bu model, kulübü kısa vadeli çıkarların ötesine taşıyıp uzun vadeli bir vizyonla yönetilmesine imkan sağlayabilir.
Sakaryaspor’un kardeş kulübü Göztepe bunun en somut ve en güzel örneği. Yıllarca mali sorunlarla boğuşan İzmir ekibi, önce şirketleşip sahiplik modeline geçti, ardından da Sport Republic yatırım grubunun kulübü devralmasıyla tamamen profesyonel bir yönetime geçti.
Profesyonel futbol aklı, mali disiplin ve modern tesisleşme sayesinde Göztepe Süper Lig’e geri döndü. Ayrıca Göztepe modeli denilebilecek bir model oluşturdu. Taraftar yeniden futboldan keyif almaya, kulübe güven duymaya başladı. Tribünler tamamen doluyor. Takımın oyunu hem taraftarlarına hem de futbolseverlere seyir zevki veriyor.
Sakaryaspor, taraftarın yeniden futboldan zevk aldığı, stada coşkuyla gittiği günlere dönmek istiyorsa bu kısır döngüyü kırmak zorunda.
Sakaryaspor’da sorunun çözümü yönetimin istifa edip yerine başka bir yönetimin gelmesi ya da teknik direktörün kovulup yerine başka bir ismin teknik direktör olarak gelmesi değil. Bunu son 10 yılda çok kez denedik ve sonuçları ortada.
Sakaryaspor için kurtuluş yolu sahiplik modelinden geçiyor, tıpkı Göztepe’de olduğu gibi. Sakaryaspor da aynı adımı atarak hem taraftarını geri kazanabilir hem de Süper Lig’de kalıcı bir güç haline gelebilir. İyi yönetilen bir Sakaryaspor’un başarısız olma, ekonomik açıdan zarar etme ihtimali oldukça düşük.
Böylece ömürleri 1-2 yılı geçmeyen kulüp başkanları, görev süreleri 3-5 ayı geçmeyen teknik direktörler, yüksek bedellerle yapılan anlamsız transferler, ödenmeyen maaşlar, borçlar ve belediyelere olan bağımlılıktan oluşan kısır döngüden çıkış sağlanabilir.
Sakaryaspor, bu kısır döngüyü kırmalı ve yeniden eski güçlü günlerine, hak ettiği Süper Lig’e hem de dolu tribünleri ile birlikte dönmeli.
